20 Eylül 2018 Perşembe

Pekcan: 1296 üründe haksız fiyat artışı tespit edildi
porno

Ahmet Kaya'sız on yıl

Tek derdi yasak bir dilde şarkılarını söylemekti. Bu yüzden o gece, onca çatal, bıçak yağdı üzerine...

13 Aralık 2010 Pazartesi 10:55
<font color=blue>Ahmet Kaya'sız on yıl</font>
Atakan AYDINER YAZDI

Bir ödül gecesinde; Kürtçe albüm yapacağım dedi ve orada bulunan sanatçı kimliği ile geçinen, bu sayede ekmek yiyen onca şarkıcının saldırısına uğradı. Yuhalandı, küfür yedi, linç edilmek istendi... Oysa bugün ülkenin her köşesinde, her kesiminden insan; istediği gibi Kürtçe konuşuyor, Kürtçe şarkı söylüyor.

 

Bugünkü özgür ortam o gece Ahmet’e saldıranlara da pişmanım dedirtebiliyor  ve çıkıp hiçbir şey olmamış gibi; biz Ahmet’şi çok severdik, ağabeyimizdi o bizim diyebiliyorlar. Neden bu geç kalınmış pişmanlık? Herhalde o fırlattıkları çatal bıçaklarla Ahmet’i ne kadar çok sevdiklerini ifade etmeye çalışıyorlardı! Belki de çatal fırlatarak yansıtılan bir sevgi kültürüne sahipler...

 

Sanata ve sanatçıya duyulan saygı bu kadar olsa gerek! Sen çıkıp milyonların sevgisini kazanan bir sanatçıya, sırf fikir beyan ettiği için küfür edip eşinin, çocuğunun yanında çatal bıçak fırlat, adam öldükten sonrada özür dile. İyi iş valla! Ne güzel demiş düşünür: Önyargıların ve ideolojilerin gölgesinde kalmış bir fikir değildir. Zaten müziği anlamlı kılan  evrensel oluşu değil midir? Müziğin, sanatın İdeolojisi olmaz müziğe can veren notalardır, ritimlerdir, işitsel hazdır...

 

Belki de çok acele etti Ahmet. Kimsenin söylemeye cesaret edemediği kendisinin, uğrunda çirkin saldırılara maruz kaldığı dönemlerde söylemek istediklerini bugün söyleseydi, ona çatal fırlatanlar kim bilir belki de onun konserlerine gidip ona eşlik ederlerdi. Bugün  Avrupa Kültür Başkenti sıfatını kazanan bir İstanbul var. Ondan olsa gerek; bugün kültürel değerlerimizi toplamak istiyoruz. Kültürel vizyonumuzu tazelemek istiyoruz. Toplamak istediklerimiz değerler arasında Ahmet Kaya’nın naaşçının ülkeye getirilmesi de olacak ki; yıllardır naaşçı, Fransa’da yüzlerce Saygın İngiliz, Fransız ve daha birçok ünlü Edebiyatçının, sanatçının mezarının bulunduğu yerde olan Ahmet Kaya İstanbul’a getirilmek isteniyor. Ne tuhaf değil mi?

 

Bir zamanlar yurttaki  bütün gazetelerin, sürgünde oluşundan cesaret alınıp gövde gösterisi yaparcasına Şerefsiz’ diye manşet attığı sanatçının naaşı  bugün kültürel değerlere katkı için İstanbul’a getirilmek isteniyor. Neden bazı şeylerin değerini kaybedince anlayan bir toplumuz? Neden içimizde nefret tohumları var? Neden haksızken bile öfkemizi, insan onurunu inciten, tutarsız davranışlarla çıkarıyoruz? Kaybedince anlıyor insan bazı şeylerin değerini, tıpkı Ahmet gibi. Kimse anlamadı onu, anlamak istemedi... Oysa bugün dünyanın birçok yerinde Ahmet Kaya şarkıları farklı dillere çevrilerek söylenmiyor mu?

 

Naaşçının Türkiye’ye getirilmesi konusundaki karar elbette Kaya’nın ailesinindir; ama bence ülkenin Kültür Başkenti sıfatını kazandığı şu günlerde ülkenin bu konudaki vizyon ve misyonunu kazanmak  adına, kültürlü insanlar olarak  bu temsil rolü; sanatı ideoloji olarak gören ve düşüncelere saygılı olduğunu  çatal bıçak fırlatarak  yansıtan değerli insanlara verilmeli! Belki bu sayede anlarız kaybettiğimiz değer yargılarımızı.

YORUM YAZ

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

      Yorumlar
      Toplam 1 yorum mevcut

    • Ceylan noyan 4 yıl önce yorumlandı

      cokkk dogru bence yasarken kıymetini bilmediler bence simdi yalandan ahmetciyiz demesinler

    GAZETE MANŞETLERİ
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    E-GAZETE
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV