ŞemdinliHaber

Amed'deki Ezidilere yardım çağrısı

Güncel

DAİŞ çetelerinin Şengal'e saldırısı sonrasında Amed'e yerleşen Êzidi aileler, kışın bastırmasıyla birlikte hayata tutunmaya çalışıyor.

Êzidi göçmenlerle ilgilenen koordinasyon yetkilileri ise uzun vadeli planlamada barınma, eğitim ve sağlık gibi sorunlara bir an önce çözüm bulunması gerektiğini ifade ederek yardım çağrısında bulundu.


Şengal'e yönelik DAİŞ'in katliamı sonrasında topraklarını terk ederek birçok ülkeye dağılan Êzidilerin bir kısmı da Amed'e yerleştirildi.

Hem gelen Êzidiler hem de Rojava'dan gelenlerle ilgilenmeye ve bunlara barınak temin etmeye çalışan bölge belediyeleri ise bu işte zorlanıyor.

Amed'de Yenişehir ilçesi sosyal tesislerine yerleştirilen yaklaşık 4 bin Êzidi ile ilgilenen bir koordinasyon kurulmuş. DTK ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliği (GABB) Belediyelerin de yer aldığı komisyon tüm bölgeye gelen Êzidi ve Rojavalılar gibi, Amed'e yerleşen Êzidilerin sorunları ve çözümleri konusunda da ilgileniyor.

GABB Genel Sekreteri Ahmet Ertak, Amed'deki Êzididi kampında ortak yaşam alanlarında yerel dinamiklerin yardımlarıyla sorunların genel itibariyle çözüldüğü ancak eğitim ve sağlık hizmetleri konusunda sıkıntılar yaşandığını ifade etti.

Sadece Êzidiler için Amed, Mardin, Batman, Siirt ve Viranşehir'de 9 ayrı ortak yaşam alanı inşa ettiklerini ve Amed'e ise 4 bin Êzidinin yerleştirildiğini belirten Ertak,  "Özellikle baştan itibaren bu insanlarımızın bütün sorunlarının giderilmesi için yerel yönetimlerimiz başta olmak üzere DBP,

HDP, DTK ve bölgedeki mevcut olan sivil toplum örgütlerinin, halkımızın desteğiyle bugüne kadar temel ihtiyaçları karşılanmıştır. Kampın bütün alt yapısı, ufak tefek eksiklikleri olmakla beraber ağırlıklı olarak yerel yönetimler üzerinden bu çalışmalar tamamlanmış durumdadır. Şu anda bu insanların günlük ihtiyaçları karşılanmaktadır. Başta barınma, beslenme. Hemen hemen bütün kamplarımızda toplu yemeklerimizin çıkarıldığı yemekhaneler kurulmuş durumdadır. Yine özellikle yıkanma, temizlik ve diğer ihtiyaçların karşılanması için banyolar özellikle duşa kabinler yerleştirilmiş durumdadır.

Hem bölgede ki mevcut hem de uluslararası bir takım kuruluşların sınırlı da olsa giyim noktasında ihtiyaçları sağlanmış durumdadır" şeklinde konuştu.

SAĞLIK SORUNLARI HENÜZ ÇÖZÜLMEMİŞ

Ortak yaşam alanında yaşayan ailelerin sağlık hizmetlerinden faydalanması konusunda bir dizi görüşmeler gerçekleştirdiklerini ifade eden Ertak, "Özellikle sağlıkla ilgili problemlerimiz devam ediyor ancak hemen hemen bütün yine bu ortak yaşam alanlarında bu insanlarımızın birinci kademe sağlık hizmeti noktasında ciddi bir sorun yaşamamaktadır. 'İkinci kademe sağlık hizmeti' diye ifade edilen yatak tedavisi üzerinde bugüne kadar bu sorun çözülebilmiş değildir. Milletvekillerimiz, siyasi parti temsilcilerinin çeşitli girişimleri olmasına rağmen, devlet nezdinde halen bu sorun çözülebilmiş değildir. Özellikle kimi aralıklarla ilaçlarının temini noktasında bir takım ufak tefek düzenlemeler görüldü, sonradan tekrar bunların tümünün önüne geçildi. Şu anda özellikle Şengal’den gelenlerle ilgili böyle bir ciddi sorunumuz devam ediyor. Bu sorun kuşkusuz Kobanê'den gelenler içinde aynı şekilde devam ediyor" dedi.

Êzidilerin eğitim sorunlarının da çözüme kavuşturulmadığını kaydeden Ertak, yerel olanaklarla bir takım alt yapı çalışmalarının yürütüldüğünü ama bu konuda hem kaynak temini noktasında hem de eğitim araç-gerekçelerinin temini noktasında sorunların bulunduğunu söyledi. Ertak, eğitim konusunda yerel imkanlarla bir çalışmayı hızlı bir şekilde planlayıp gerçekleşmeye çalıştıklarını söyledi.

GERİ DÖNÜŞLER UZUN SÜRECEK

Şengal ve Kobanê'de halen saldırıların devam ettiğine dikkat çeken Ertak, "Şengal ve Kobanê'de vahşet devam ettiği müddetçe bu insanların kısa sürede dönebileceğini beklemek doğru değil.Yıllara sarkabilecek durumda bir sorun" dedi.

Kışı geirmek için temin ettikleri çadırların ileriki tarih ve yıllarda bu şekilde kullanma durumlarının olmayacağını belirten Ertak, "Dolayısıyla belki bahar aylarından itibaren özellikle bölgemizin Mardin, Batman ve Urfa’nın Viranşehir yöresindeki Êzidi köylerinin inşaası ile ilgili bir çağrımız var. Ancak burada hem konutların yapılması ve prefabrik evlerin yapılması ya da konteynırların temin edilmesi noktasında uzun vadeli bir çalışmayı önümüze koymuşuz. Önceliğimiz bu kışı sorunsuz bir şekilde atlatabilmek. Bu kapsamda önlemler üzerinden bir çalışma yürütüldü. Önümüzdeki bahar ayından itibaren özellikle oluşturmuş olduğumuz koordinasyon üzerinde etraflı değerlendirmeler yapılıp, ona göre daha planlı ve programlı şekilde bu çalışmaya el atmış olacağız" diye konuştu.

ULUSLARARASI YARDIMLAR YETERLİ DEĞİL

Ertak, yapılan yardımların çoğunluğunun yerel dinamiklerin topladıkları yardımlar olduğunu ve gelen yardımların ancak yüzde on civarlarında uluslararası yardım kuruluşlarından geldiğini ve bunun yetersiz olmadığını söyledi. Bölgede STK'ların desteklerinin olduğunu ancak bunun da yeterli olmadığını kaydeden Ertak şunları söyledi: "Özellikle temel kuru gıda, kısaca beslenme açısından

ileriye dönük ciddi problemlerimiz olur eğer ciddi kampanyalar devam etmezse. Bugüne kadar mevcut olan ihtiyaçların karşılanması noktasında halkımızın ve kurumlarımızın ortaya koyduğu duyarlılık yetiyor ama bundan sonrası için kaygımız var. Halkımızın, kurumlarımızın da belli bir yere kadar olanakları mevcut ama burada olması gereken özellikle Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi üzerinde geliştirilecek olan kaynaklar marifeti ile bu kamplardaki mevcut olan çalışmaların desteklenmesi gerekiyor. Yardımların oradan ivedi bir şekilde gelmesi gerekir."

YURTDIŞINDAN GELEN YARDIMLARA 'DEVLET ELİYLE' ŞARTI

Hem Birleşmiş Milletler marifeti ile hem Avrupa Birliği üzerinden bir takım kaynakların seferber edildiğini duyduklarını ifade eden Ertak, "Bu kaynakların ilgililere yada işte ulaştırılması gereken noktaya ulaşabilmek için bu sefer ya AFAD'ı yada devlet eliyle, hükümet eliyle bu şekilde bir takım şartlarında hemen bunla birlikte ortaya atıldığını görebiliyoruz. Biz o tür kuruluşların temsilcilerinin de gelip bizzat kendi gözleriyle gördüğü bu alanlarda kimin hakikaten bu çalışmaların öncülüğünü yaptığını ve bütün samimiyetiyle bu insanların var olan bütün çabalarını bunlar için seferber ettiğini biliyorlar, görüyorlar. Buna rağmen bir takım çekincelerin olduğunu görüyoruz. Özellikle bu noktada çekinmeden bizim kurumlarımızın yerel yönetimlerimiz başta olmak üzere siyasi partilerimiz üzerinden geliştirilebilecek olan diyaloglarla bu yardımların pekâlâ bizimle birlikte geliştirilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

Amed'deki Êzidi kampı için acil ihtiyacın gıda ve barınma olduğunu belirten Ertak, "Buna paralel olarak temizlik yani olmazsa olmazdır. Kışlık yakacak. Her bir kampımızdaki mevcut olan ısınma gideri çok büyük meblağlarla karşımıza çıkıyor. Haliyle bu kaynakların temini yine uluslararası bir takım desteklerin ya da yereldeki bir takım kuruluşların destekleri bunun için şart. Giyim, belki çok böyle ön planda tutabileceğimiz bir ihtiyaç değil ama her halükarda insanların ihtiyacı. Eğitim yaşındaki çocukların tümünün eğitiminin sağlanması sorunu var. Prefabrik evler, konteynırlar ya da konutlar bu noktada da aciliyet arz ediyor. Düzenli bir şekilde bu insanların beslenebilmesi için temel gıda maddelerinin ulaştırılması gerekiyor. Çocuk maması, çocuk bezleri yine kadınların bir takım özlük ihtiyaçları, bunların tümüne acilen ihtiyaç var"dedi.

YEREL DİNAMİKLER DIŞINDA YARDIM GELMEDİ

Yerel dinamikler dışında kayda değer bir yardım gelmediğini kaydeden Ertak, "Bizim bilgimiz dahilinde şu ana kadar çok kayda değer bir yardım gelmedi. Belediyelerimizin öncülüğünde, yerel yönetimler komisyonumuzun öncülüğünde yerel olanaklar seferber edilerek geliştirilen kampanyalar marifeti ile Sümer Parktaki stok deposuna gelen malzemeler güzel bir şekilde ihtiyaç duyulan yerlere ulaştırılabiliyor" dedi.

PSİKOLOJİK DESTEK VERİLİYOR

Ortak yaşam alanlarında travma yaşayan bireylere yönelik psikolojik destekler sunduklarını belirten Ertak, "Travma geçiren insanlar da var. Şimdi gözleri önünde babalarının kafası kesilmiş yada kurşuna dizilmiş, tecavüze uğramış çok sayıda kadın var. Dolayısıyla bu durum karşısında da hem psikologlar tarafından hem sosyologlar tarafından kamplar aralıklarla gezilerek, gidilerek, görüşülerek bu insanlarla doğrudan temas sağlanarak, bunlara yardımcı olunmuş. Gençlik yapısından gönüllü gençler üzerinden de çocuklara ve yine gençlere dönük bir takım aktiviteler sosyal aktiviteler gerçekleştirilmiş ve bunlar gerçekleştirilmeye devam ediyor. Kendi sorunlarını tartışıp, bunların çözümüne destek sunmak üzere ortak yaşam alanında mini meclisleri oluşturulmuştur. Bunların yaşama katılması sorunların çözülmesinde bizzat kendilerinin de katkısı olması noktasında bilinçlendirme faaliyetleri çalışmaları da devreye sokulmuştur" şeklinde konuştu.

GÖÇ EDENLER TOPLUMA KAZANDIRILSIN

Gelen bireyler arasında mesleği olanların ortak yaşam alanlarında görevler aldıklarını vurgulayan Ertak, "Kendi geldikleri yerlerde, Şengal’den gelenler için söyleyecek olursak, öncesinde öğretmenlik yapan, doktor, hemşire olanlar var. Bunları doğrudan bu tür sosyal destek alanlarında görevlendirilmesi sağlanmış dolayısıyla onlar da kendilerini bu çalışmaya katabiliyorlar. Bu konuda da istekliler. Kimse zorla bir çalışmaya tabi tutulmuyor. Kendileri de talep ediyorlar. Haliyle kendileri içerisinde de belki de kendi sorunlarını daha detaylı bir şekilde anlatmak üzere kendi aralarında da temsilci olarak görevlendirilen kimselerde var" şeklinde konuştu.

SURUÇ'TA YENİ BİR ÇADIR KENT KURULACAK

Yerel dinamiklerin tüm bileşenleriyle seferber olarak Şengal ve Kobanê’den gelen ailelere yardım etmeye çalıştığını ifade eden yardım koordinasyonu içinde yer alan DBP İl Meclis ve Yerel Yönetimler Koordinasyon Üyesi Hüseyin Yılmaz ise, Urfa’nın Suruç ilçesinde bir çadır kent daha kurma çalışmalarının sürdüğünü ve son aşamaya gelindiğini söyledi.

Gelen göçzedelerle imkanları çerçevesinde ilgilendiklerini ve barınma, yiyecek, ısınma gibi konularda çözüm bulmaya çalıştıklarını belirten Yılmaz, devlet tarafından kurulan kampların dışında, sadece Kobanê'den gelen 200 bin civarında insanın Adıyaman, Maraş, Malatya, Urfa, Antep ve Iğdır'a kadar yayıldıklarını söyledi.

Şengal ve Kobanê'den gelenlerin ihtiyaçlarını asgari düzeyde de olsa il örgütleri tarafından karşılandığını belirten Yılmaz, şu ana kadar 9 kamp kurulduğunu, Suruç'ta mevcut kampların dışında, 8 bin insanın barınabileceği bir kamp oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

SALDIRILAR İDEOLOJİK

Rojava'ya dönük saldırılara değinen Yılmaz, saldırıların ideolojik olduğunu düşündüğünü belirterek, "Hem Şengal’e dönük bu saldırıların organize edilmiş olması hem de Rojava, son 3 yıldır amansız bir savaş yürütülüyor. Bunun sadece Ortadoğu’yu saran bir savaş olduğunu da düşünmüyorum.

Bunun temelinde ideolojik bir savaş olduğunu da görmek gerektiğini düşünüyorum. Ortadoğu’da artık mevcut ulus devletlerin toplumsal ihtiyaçlara cevap olmadığını gören emperyalistler farklı yöntemlerle Ortadoğu’yu biçimlendirmeye çalışırken mevcut görülmesi gereken nokta Kürt özgürlük hareketinin Ortadoğu’da en dinamik güç olduğudur. Ortadoğu’yu biçimlendirmeye çalışırken Kürt özgürlük hareketinin göz ardı edilemeyecek boyutta örgütlü bir dinamiğe sahip olması, bu düşünceyi, bu ideolojiyi benimseyen örgütlü kesimi dağıtma gibi bir plan ve programı sonucu Şengal ile Rojava’daki savaşın bu kadar derinleştirilmeye çalışılmasının altında yatan ideolojik gerçeklik olduğunu düşünüyorum" dedi.

HALK SAHİP ÇIKMALI

İki yönlü bir çağrıları olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Birincisi hem halkımızın acılarının son bulması, hem de Ortadoğu’daki bu problemlerin, bu insanlık sorununun çözüme kavuşturulması açısından tüm halkımızın seferberlik ruhuyla, imkanlarını, olanaklarını zorlayarak, daha fazla katkı sunma çabası içerisinde olmalarını istiyoruz. İkinci talebimiz Kobanê’de yürütülen direniş sadece Kürtler veya Ortadoğu’da Kürtlerle birlikte yaşayan insanların sorunu olarak değil, tüm dünya halkları açısından onurlu bir direniş olması itibarı ile herkesi katkı sunmaya çağırıyoruz. Bu, maddi-manevi katkılardır. Kimisi maddi katkı sunabilir, kimisi manevi katkı sunabilir. Bu direniş soylu bir direniştir. Burada Alevi, Ezidi, Kürt, Sünni, Müslüman, Hıristiyan herkesin zulümden kurtulma direnişi olarak görmesi gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla böylesi bir insanlık mücadelesinin dünya tarihi açısından insanlık tarihi açısından gerekli ve görkemli direnişin herkes tarafından sahiplenilmesi gerekir" şeklinde konuştu.

KÜRTLERİN BİRLİĞİ ORTADOĞU'NUN SİGORTASIDIR

Ulusal birliğin sağlanması yönünde girişimler olduğunu belirten Yılmaz, “Kürdistan Bölge Yönetimi ile siyasal partimiz, bileşenlerimiz, ilgili kurumlarımız görüşüyorlar. Diyalogların biraz daha güçlendirilmesi, ulusal birliğin sağlanması yönünde parti olarak böyle bir çabanın olduğunu biliyoruz. Kürdistan Bölge Yönetimi heyet düzeyinde bir ziyareti oldu. 280 tane çadır Suruç’a getirmiştiler. 155 tane peşmergeden oluşan bir silahlı güç Kobanê’ye göndermişlerdi.

Kobanê’de yürütülen mücadeleyi her Kürt sahiplenmelidir. Yani düşünceniz, inancınız hangi düzeyde olursa olsun bu ırkçı, şoven milliyetçi duygularla ifade etmiyoruz. Kesinlikle böylesi bir düşünce yapısına sahip değiliz. En azından öyle bir gelenekten gelmiyoruz. Öyle bir şeyi de tasavvur bile etmeyiz ama birlikteliğimizin sağlanması Ortadoğu halkları açısından bir sigorta görevi görecektir" dedi.

EN ACİL SORUNUMUZ ELEKTRİK

Şengal’in Dugure Köyü’nden DAİŞ saldırıları sonrası göç etmek zorunda kaldığını anlatan Emer Xelef, annesi, eşi ve 6 çocuğuyla beraber canlarını zor kurtardıklarını ifade etti. 28 Ağustos tarihinden bu yana kampta olduklarını belirten Xelef, "Bizim için hiçbir şeyden sakınmadılar. Şu an elektrikler yüzünden çok iyi bir yaşam sürdürmüyoruz. Buradan yetkililere seslenmek istiyoruz. Bizim için en önemli ihtiyaç elektriktir. Özellikle geceleri elektrikler sık sık kesiliyor. Elektrikli sobalarla ısınıyoruz. Başka bir şey yok. Yemeğimiz, çayımız hepsi elektrikli, bütün işimiz elektrikle. Elektrik gitmezse biz hasta olmayız. Ben de hasta olmam, çocuklarda hasta olmaz” şeklinde konuştu.

Yaşadıkları ortak yaşam alanında bir revirlerinin olduğunu ve bunun ihtiyaca cevap veremediğini belirten Xelef, "Hastalarımız fazla ama doktor yeterli değil. İyi bir okul olsaydı çocuklarımızı okula gönderecektik. 4 bin kişi için bir çadır okul kurulmuş ama ne kadar yeterli olabilir? İyi bir okul olsaydı çocuklarımız gidip orada okusaydı hem bizim için iyiydi hem de onlar için iyiydi" şeklinde konuştu.

Burada kaldıkları süre içinde tüketici konumunda bulunduklarını ancak iş-güçle uğraşmak ya da çalışabilecek yerlere gitmek istediklerini ifade eden Xelef, "Belediyenin elinde bu durumda bir şey yok. Yetkililerden bir çözüm bekliyoruz.  Şengal ile bir bağlantımız kalmadı. Şengal’de hiçbir şeyimiz kalmadı. Ne evlerimizi, ne toprağımızı, hiçbir şeyimizi Şengal’de bırakmadılar. Hepsini yağmaladılar, yaktılar. Dönüp nereye gideceğiz? Bizim için yetkililer insani bir izin çıkarsınlar. Ne yolla oluyorsa olsun bize burada kalmak için bir izin verilmesini istiyoruz. Hiç bir şey yok üzerimizde. Ne para var, ne bir eşya. Bizi buraya getirdiler üzerimizdeki elbiselerle geldik. Başka bir şeyimiz yoktu. Burada aileler var kiminde 10, kiminde 9 kişi var, evlerinde 10 lira yok. Ne bir devlet, ne bir toprak kaldı gideceğimiz. Onun için bu insanlara bir izin verilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

Ortak yaşam alanında ailesiyle birlikte yaşayan Êzidi Hesen Ali de yaşanan sorunların başında elektrik olduğunu, gelen yardımlarla yaşadıklarını söyledi. Kamp yetkililerinin tüm sorunları ile ilgilenmeye çalıştığını belirten Hesen Eli, "Onların tarafından bir eksiklik görmüyoruz. Ama bazı hayırseverler yardımlarda bulunuyor. Bizim isteğimiz gelen yardımların birinci elden aracısız olarak herkese ve eşit dağıtılmasıdır" dedi.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.