14 Temmuz 2020 Salı

Türkiye'de korona virüsünden 19 kişi daha öldü

Güneydoğu'da Gazeteci olmak

Çatışmaların en yoğun olduğu 1990'lı yılların başında Güneydoğu'da gazetecilik yapanlar, dönemin çalışma koşullarını anlattı...

18 Mart 2011 Cuma 09:46
Güneydoğu'da Gazeteci olmak

Cizre de 57 sivilin öldüğü 1992 Nevruz unda Sabah çalışanı İzzet Kezer de polis panzerinden açılan ateş sonucu hayatını kaybetti.

 
İlce’ye gİdemezdİk 
Faruk Balıkçı

O dönemde ‘Olağanüstü Hal Bölge Valiliği’ de vardı. İstediğin zaman bir ilçeden bir ilçeye gidemiyordun. Asker istediği zaman seni durdurabiliyordu. Hiç gerekçesiz sokmayabiliyordu. Mesela uzun yıllar Lice ilçesine gidemedik. Hatta o dönemde Deniz Baykal bile (sanırım 92 ya da 93) giremedi. Onun dışında tabii ki haberler de daha çok Olağanüstü Hal Bölgesi’nin basın bürosundan yapılıyordu. Resmi açıklamalar oradan yapılırdı. Genel olarak gazeteler de orayı esas alırlardı öncelikle. Her şeyden önce gazetecinin seyahat özgürlüğü yoktu, ki en önemlisi de buydu. 

Çok failli meçhul vardı
Ferit Aslan

O dönemde bölgede çalışan kurumlar arasında en sıkıntı çeken basın mensuplarıydı. O dönemde OHAL devam ediyordu. OHAL olduğu için bir defa haberin kaynağına ulaşmakta daima sıkıntı çekiyordunuz. OHAL Valiliği’nin yaptığı açıklamalarla çoğu zaman yetinmek zorundaydınız. Olay çıkan bir kente gittiğinizde, “OHAL Valiliği’nden izniniz yok” denilerek oraya sokulmuyordunuz. Ulaştığınız yerin kaynaklarından aldığınız bilgileri de veremiyordunuz. Verdiğiniz zaman bile çalıştığınız basın kuruluşları yerel kaynakların verdiği bilgilere ‘güvenli değil’ gerekçesiyle çok fazla yer vermiyordu. Yani mayın tarlasında yürümek gibi bir şeydi o dönemde bölgede gazeteci olmak. Aynı zamanda o dönem, faili meçhul cinayetlerin de yoğunlaştığı bir dönemdi. Biz gazeteciler bile yürürken arkamıza bakıyorduk. Arkamızdan gelen varsa onun öne geçmesini bekliyorduk. 

Aİleler de tehdİt edİlİrdİ
Celal Başlangıç

O dönemi ikiye ayırmak lazım. PKK eylemlerinin başladığı 84-90 arası bir süreç de var. İlk köy baskınlarını, köylülerin toplu halde evlerden çıkarılmalarını, elleri başlarında sıraya dizilmelerini filan görüntülemek mümkündü 85’lerde. Sonra bunu kapattı devlet. Ondan sonra çatışma alanlarına ulaşmak, yakınından geçmek zorlaştı, ondan sonra da basın kartı orada tehlikeli hal almaya başladı. Çok tehlikeli yanı şuydu: Herkes yalan haber veriyordu. Yani büyük bir propaganda savaşının ortasındaydınız. Ben 1989 yılında Yeşilyurt köylülerine dışkı yedirme olayını ortaya çıkarmıştım, bu haberi de saklamadım, bütün gazeteci arkadaşlarıma verdim. Fakat hiç kimse yazamadı. Bir tek Aydınlık dergisinde yer aldı.
Bölgede yerel olarak yaşayan ve oralı olan gazetecilerin durumu zordu. Mutlaka kendilerinin ve ailelerinin başına bir şeyler geliyordu. Belki benim avantajım oralı olmamaktı. Orada akrabalarımın, ailemin olmamasıydı. Buna rağmen can güvenliği olmadığı için bölgeyi terk etmek zorunda kalan çok arkadaşımız oldu. 

Anaakım tek taraflıydı
Faruk Bildirici

Cizre’de Sabah çalışanı İzzet Kezer’in öldürüldüğü tarih 23 Mart 1992. Bu olay aslında gazetecilerin bölgede ne kadar zor durumlarda çalıştıklarının önemli bir örneği oldu. Tabii sadece İzzet Kezer değil, onun dışında birçok gazeteci arkadaş gözaltına alındı, öldürüldü, yaralandı, işkence gördü. üstelik bu sadece devlet organları tarafından ya da sadece PKK veya ona yakın güçler tarafından da olmadı. Hizbullahı da eklemem lazım cephelere: üstelik bu koşullar altında çalışan gazetecilerin çok önemli bir sorunu vardı, o da bu ülkedeki anaakım medyanın da devletin bakışından etkilenmsiydi, bir taraf olarak bakmalarıydı. Ve oradaki olayların çoğunun görmezden gelinmesiydi. O nedenle de zaten alternatif gazeteler çıkmaya başladı. O dönemde PKK yanlış hatırlamıyorsam bölgede gazete boykotuna gitti, bazı gazetecileri kaçırma gibi eylemler gerçekleştirdiler. Fakat tüm bunların sonucunda o dönem orada olup biten birçok şeyin gerek gazetecilerin fiilen sahada çalışmalarını engellemelerinden, gerekse gazete ve TV’lerin olaya taraf olarak bakmalarından dolayı olduğu gibi yansıyamadı. Türkiye’nin gazetecilik açısından gerçekten bir gri dönemidir bu dönem. Ve hâlâ bizim gazeteci olarak hesaplaşmadığımız, sorgulamadığımız bir dönemdir. / Radikal

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    GAZETE MANŞETLERİ
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    NAMAZ VAKİTLERİ
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    E-GAZETE
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    ARŞİV