TÜRKİYE BARIŞ İSTİYOR


Tarihte geçen 3500 yılın, sadece 230 yılı barış içinde yaşanmıştır. 230 Yılı çıkarırsak, insanoğlu tarih boyunca hep birbirini öldürmeye çalışmıştır.
 
Aslına bakarsanız yaşam bir savaşım alanıdır ve bu alanda her şey birbirine dönüşür. Her şey çelişkisiyle anlam kazanır. Bu çelişkiler savaşında güçlüler ve güçsüzler vardır. Tıpkı satranç tahtasındaki gibi. Aslında yaşam, bir satranç tahtası gibidir. Bazen piyon olursunuz, arkanıza şahlar ve vezirler saklanır; bazen de şah olursunuz, piyonların arkasına sığınırsınız. İster piyon olalım, ister şah, önemli olan, arkanızda sağlam kalelerin bulunmasıdır. Sarsılmaz ve yıkılmaz…
              
Satranç bir oyundur. Yaşam da böyledir. Yaşam da bir oyundur. Var olmanın, başarılı olmanın, kendini ifade etmenin, iradeli olmanın, sarsılmaz olmanın oyunudur. İlerlemeniz için mutlaka riskleri göze almalı ve zıddınızla yüzleşmelisiniz. Eğer riskleri göze alıp, zıddınızla yüzleşmezseniz ne olur? Yanıtı çok net: Asla ilerleyemezsiniz.
             
Birbirine en uzak olduğu halde, birbiriyle en çok yüzleşen kavramlar ise “savaş” ve “barış”tır.
             
İkisi de gerekli. Çünkü gelişimin yasası böyledir. Eğer savaş olmasaydı bilim, teknoloji, felsefe bu kadar gelişemezdi. Eğer savaş olmasaydı insanoğlu uçamaz, asma köprüler yapamaz ve uzaya çıkamazdı. Ancak tarihteki bütün savaşların bir süresi olmuştur. Bu süre dolduğunda, savaş zıddına dönüşmek zorunda. Buna ihtiyaç duyulduğunda eğer barış olmazsa, toplum ilerleyemez.
              
Türkiye’de de bir savaş yaşandı ve bu savaş süresini doldurmuştur. Artık bu savaş zıddına ihtiyaç duymaktadır. Türkiye bunu yapmak zorunda. Çünkü artık Türkiye’de kimsenin vahşete, sürgüne, faili meçhul cinayetlere, kardeş kanını akıtmaya sabrı kalmamıştır. Türkiye artık bu kirli savaşı tarihin çöplüğüne gömmelidir.
              
Ancak şunu unutmamak lazım: Barış, savaştan çok daha zordur. Çünkü bütün savaşlarda, barış karşıtı kişiler ve onların eylemleri vardır. Savaşların bir çöplüğü vardır. Bu çöplükte kan, silah, gözyaşı, yoksulluk, yetimlik, sürgün vardır. Yani “rant” vardır. Savaşlar yaşandıkça bir sürü insan bu çöplükten beslenir. Savaş sürdükçe rant boldur. Ama savaş bittiğinde, rant da biter. Bu yüzden savaşların bitmesi, kimi kişilerin işine gelmez. Bu kişiler rant peşinde koştukları için, her barış süreci konuşulduğunda, barışı zedeleyici eylemlerde bulunurlar. Bu da savaşın uzamasına neden olur.
              
Türkiye’ de de bugünlerde böylesi bir durum var. Kabul etmek gerekir ki, barış adına bu kadar kısa sürede hiç bu kadar güzel şeyler yapılmamıştı. Daha güzel şeyler de yapılacak. Aslına bakarsanız Türkiye’ye barışı getirmek, bütün ülkelere barışı getirmekten daha zor. Öyle zor ki, bu ülkenin en üst makamında bulunan kişi, yani başbakan, barışla ilgili düşüncelerini kendi ülkesinde değil de, Şam’da dile getiriyor. Demek ki Türkiye’de savaş rantçıları gerçekten çok.
              
Büyük bilge Musa Anter “bir gün mutlaka Türkiye’ye demokrasiyi getireceğiz” demişti. Sanırım o gün yakın.
              
Evet, her şeye ve bütün barış karşıtı eylemlere rağmen, bir gün mutlaka bu topraklara barış gelecektir. Ha bugün ha yarın. Ancak bu dönemde öyle onurlu bir duruş sergilemek gerekir ki, yüzyıllar sonra bu toprakların torunları bizlerden utanmasınlar.
               
Bu topraklar için can vermiş barış ve demokrasi şehitlerinin isimlerini saysanız, saatlerce bitiremezsiniz. Bu toprakların her ilinde, her ilçesinde, her köyünde, her kasabasında insan kemiklerine rastlamak mümkün. Bu toprakların cezaevlerinin her koğuşunda, barış için mahkum olmuş birileri var. Bu topraklarda hemen hemen her evde öldürülmüş insan resimleri var. Bu topraklarda savaş rantçılığından beslenen onlarca çete ve tetikçi vardır. Bu yüzden bu topraklara barışın gelmesi zaman alır. Ama gelecektir.
               
Bunları bilen ya da ufacık da olsa bunların farkında olan vicdan sahibi biri, barıştan yana tavır takınmalıdır. Yok bunları bilmiyorum diyorsa biri, öyleyse vicdanını sorgulasın.  
               
Şunu unutmamak lazım: Barış ne kadar yakın olursa, savaş yandaşları o kadar seslerini çıkaracaklardır. Olaya tersinden bakalım: Savaş isteyenler ne kadar öfkelenirlerse, barış o kadar yakındır. Tıpkı şimdiki gibi.
               
Bir gün bu topraklarda gökyüzü çok daha güzel kokacak!
               
Çünkü yaklaşık bir kaç aydır bu topraklarda gökyüzü daha güzel kokuyor.
               
Evet, bu ülkede barış için feda olmuş on binlerce can adına, sakat kalmış binlerce can adına, yetim kalmış binlerce çocuk, dul kalmış yüzlerce kadın adına, kurşunlanmış dağlar adına, yasaklanmış yaylalar adına, günlerce kan akmış dereler adına, henüz doğmamış bebekler adına, serin rüzgarlar, mavi gökler, güleç bulutlar adına bütün gücümle haykırıyorum: Yaşasın barış /  bıjî aşıtî.
               
YORUM EKLE