KCK: '2014'de Kürtlerin rolü daha da belirleyici olacak'

KCK Yürütme Konseyi Cemil Bayık, 2014 yılının 40 yıllık birikim ile 2013’ün kazanımları üzerinden ilerleyeceğini belirtti.

KCK: '2014'de Kürtlerin rolü daha da belirleyici olacak'
Fırat Haber Ajansı'nda yer alan habere göre; KCK Yürütme Konseyi Cemil Bayık, 2014 yılının 40 yıllık birikim ile 2013’ün kazanımları üzerinden ilerleyeceğini belirterek, “Türkiye siyasetinde Önder Apo'nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin rolü belirleyici olacak. AKP ister adım atsın, isterse atmasın 2014’te kesinlikle demokrasi ve özgürlük mücadelesinde önemli gelişmeler yaşanacak" dedi. 


KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, ANF’ye verdiği röportajın son bölümünde İran’da Kürt sorununun çözümü, Avrupa’da yaşayan Kürtler açısından 2013 yılı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin 2014 hedefleri ve olası gelişmeleri değerlendirdi.

“İran’da siyasi çözüm zorunludur” diyen Bayık, “İran’da eğer karşılıklı anlayış olursa Kürt sorununun çözülebileceğini düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

Avrupa’da yaşayan Kürt halkının mücadelede birleştirici bir rol oynadığına vurgu yapan Bayık, Avrupa’daki Kürdistanların üzerlerine düşeni yaptığını belirtti. “Avrupa’daki Kürt halkı Kürtlerin dünyadaki avukatıdır” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bayık, 2014 yılı mücadele ajandasının 40 yıllık birikim ile 2013’ü kazanımları üzerinden ilerleyeceğini belirterek, kaçınılmaz iki seçeneğin altını çizdi:

“Ya Türk devleti ile belirli bir uzlaşma/Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde çözüm sağlanacak ya da özgürlükçü demokratik sistemini kendi gücüyle inşa edecek.” 

‘İRAN’DA SİYASİ ÇÖZÜM ZORUNLUDUR’

Doğu Kürdistan’daki ateşkes pozisyonu nedeniyle 2013’te sakin bir yıl geçmesi beklenirken Ekim ayında yaşanan idamlarla süreç önemli oranda darbe aldı. Kürt hareketinin Doğu’daki ateşkes pozisyonun amacı ne? Neden bu idamlarla bu süreç baltalanmaya çalışıldı?

İran’la PJAK arasındaki ateşkes pozisyonu önemlidir. Biz de hep böyle bir ateşkesin olmasından yana olduk. İran'ın da sorunlarını Kürtlerle konuşarak, tartışarak, müzakere ederek çözmesini hep istedik. Bu konuda hem İran'a hem PJAK’a telkinlerde bulunduk. Çünkü eninde sonunda bir siyasal çözüm zorunludur. Artık Ortadoğu'da Kürtlerin varlığını, özgür ve demokratik yaşamını kabul etmeden Kürt sorununu ortadan kaldırmak mümkün değildir. İran’ın tarihi açısından farklı halklarla yaşama, farklı halklarla yaşadığı sorunları çözme konusunda önemli bir tecrübe ve deney vardır. Zaten İran 2500 yıllık tarihinde hep farklı halklarla birlikte yaşamıştır. İran tarihinde öyle diğer halkları hor görme yaklaşımı yoktur. Öyle ki topraklarından koparılıp Irak ve İran’a sürülen Yahudilerin topraklarına dönmesinde Persler takdir edilecek pozitif rol oynamışlardır. Nizam-ül Mülk’ün siyasetnamesinde bile padişaha verdiği öğütlerinde farklı halklardan bir devlet, bir yönetim oluşturma, farklı halkları dıştalamayan bir yönetim gerçeği yaratma tavsiyesinde bulunmuştur. Bu açıdan biz İran’da eğer karşılıklı anlayış olursa Kürt sorununun çözülebileceğini düşünüyoruz. İran'da biçimsel de olsa bir Kürdistan eyalet gerçeği var. Bunun içi doldurulur, biraz daha eyaletin alanı geliştirilirse sorun rahatlıkla çözülebilir. Kaldı ki, Kürtlerin kimliği ve kültürüyle özgür ve demokratik bir yaşam olursa sınırlar da sorun olmaz. Kürtlerin yaşadığı her alanda kendi kendini yönetme gerçeği kabul edilirse bu sorun rahatlıkla çözülebilir. Biz hep böyle yaklaştık. PJAK’la İran'ın ateşkes içinde olmasını da destekledik. Bunu bugün de destekliyoruz. Çünkü İran'ın da çıkarı, Kürtlerin de çıkarı böyle bir ateşkes ortamında sorunları siyasal yollardan çözmekten geçmektedir.

Ancak İran hala Kürt sorununun nasıl çözüleceği konusunda bir karara ulaşmış değildir. Ortadoğu'da bu kadar yeni gelişmeler yaşanırken, Kürtler özgür ve demokratik yaşam mücadelesi verirken İran’ın hala bunu seyretmesi, belirli bir inisiyatif koymaması, çözüm konusunda bir proje ortaya koymaması aslında politikasız kalmasını ifade etmektedir. Bu politikasız kalmanın İran'a bir faydası olacağını düşünmüyoruz. Aksine tarihteki deneyimlerden ders çıkartarak ve İslam kültürünün bütün toplumlar için hak, adalet, eşitlik öngören değerleri dikkate alınırsa Kürt sorunu neden çözülmesin? Eğer çözülmüyorsa, milliyetçiliğin İran’a da fitne gibi girmiş olmasıyla ilgili olabilir. Gerçekten de İran’ın tarihinde dar etnik topluluğu, yani sadece Farsları düşünen milliyetçi yaklaşımlar yoktur. Perslerde bu yoktur. İran'ın kökleri de Perslere dayanmaktadır. Şimdi İslam cumhuriyetinden söz ediliyor. İslam’da da milliyetçilik olmayacağına göre, o zaman bu tarihsel Pers geleneğiyle İslami kültür esas alınarak bu sorun rahatlıkla çözülebilir. Herhalde İslam’ız, ayrımız gayrımız yok denerek bu sorun halledilemez. Kürt sorununun hakkaniyet temelinde çözülmemesi, İran’ın kendisi açısından gelecekte daha farklı sorunlarla karşı karşıya gelmesini beraberinde getirir. Bu yönüyle İran'ın politika geliştirmesini, inisiyatif almasını, Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam arayışlarını bütün parçalarda kendini dışa vurduğu bir dönemde bir politik yaklaşım göstermesini bekliyoruz.

‘İDAMLAR UÇURUMU DERİNLEŞTİRİR’

Şu açıktır, artık idamlarla, idamları devreye koyacak sindirmelerle Kürtlerin özgür ve demokratik yaşam özlemini bastırmak mümkün değildir. Bu nedenle İran idamlar yaparak bir çözüme ulaşacağını sanıyorsa bu bir yanılgıdır, ters teper. Bumerang gibi gelip kendisini vurur. Bu idamlarla Kürt toplumu arasındaki ilişkisini havaya uçurmaktadır. Kürtler arasındaki mesafesini giderek açmaktadır. Çünkü bunlar siyasal idamlardır. Siyasal idamlar da toplulukların arasını açmaktan başka bir sonuç vermez. İran çok güncel, dönemsel biçimde bu idamları yaparak Kürtler üzerinde kontrol sağlayacağını düşünmektedir, ama bunlar büyük bir yanılgıdır. Bunların yapılmaması lazım. Bunları ne Kürt halkı kabul eder, ne de bizim kabul etmemiz mümkündür. Kaldı ki biz yakın dönemdeki idamlar niye yapılmıştır anlamış değiliz. Sanki Türkiye'ye bir mesaj verilmek isteniyor. Bir nevi idamlar Türkiye ile arayı düzeltmenin, Kürtlere karşı ortak politika izlemenin mesajları gibi ortaya çıkıyor. Bunlar doğru şeyler değildir. Türkiye’yle bir olup Kürt karşıtı bir politika izlemek ne Türkiye'ye ne de İran'a hayır getirir. Biz bu tür politik idamların kesinlikle olmamasından yanayız. Bunlar yanlış şeylerdir. Özellikle İran’la Kürtler arasındaki aranın açılmasını beraberinde getirir. Bunun görülmesi gerekiyor. Eğer geçmişte idam ettik, geçmişte başka yerlerde vurduk, bu nedenle Kürtlerin sesini kıstık deniliyorsa bu yanılgıdır. Eğer Kürtlerin sesinde kısılma olmuşsa bunun nedenleri başkadır. Bunu İran’ın bilmesi gerekir. Diğer başka etkenler nedeniyle Kürt hareketinde bir dönem belirli düzeyde geri çekilme ortaya çıkmıştır. Yoksa idamlar bunu sağlamıştır biçiminde düşünmek gerçekten çok yüzeysel yaklaşmaktır. Bunu özellikle vurgulamak istiyoruz. Eğer İran idamları geliştirirse Kürtlerle, Kürt toplumuyla arasındaki uçurumu derinleştirir. Kürtlerin İran’la birlikte yaşama arzusunu kırar. Çeşitli güçlerin Kürtleri İran'a karşı kullanmasının zeminini bizzat kendi elleriyle yaratır. Bu açıdan idamlar doğru değildir, insanlık dışıdır, buna başvurmaması gerekir. İdamların olduğu yerlerde ateşkesleri kalıcılaştırmak, sürdürmek mümkün değildir. Hem idam olacak, hem de ateşkesler sürecek! Bunun mümkün olacağı düşünülüyorsa yanılgı içindedir.

Öte yandan İran şunu da görmeli, Kürtler artık zor koşullarda mücadele etmesini bilen bir halktır. En zor koşullarda mücadele eder. Şuradan sıkıştırırım, buradan sıkıştırırım, bu sorunu kontrol altına alırım deniliyorsa bu yanılgıdır. Aksine, İran Kürtlerle ilişkisini düzelterek dışarıdan gelen tehlikeleri önleyebilir, İran'ın istikrarı ve geleceği açısından önemli bir zemin ortaya çıkarır. İran'ın böyle bakması lazım. diğer bakışlar yanlıştır. Günübirliktir, dönemseldir. Artık sadece dış politika dengeleriyle halkların içerideki özlemini bastırmak, içeride bir hegemonya kurma politikası belki bugüne kadar belirli sonuçlar vermiştir, ancak bundan sonra bunlara dayanarak siyasi etkinliğini arttıracağını düşünmek doğru değildir. Aksine içeride kendisini sağlamlaştırarak dışarıdan gelen tehlikelere karşı kendini güvenceye alabilir. Bu da bastırmakla değil, İran'daki halklarla kardeşlik ve demokratik temelde ilişki geliştirmekle mümkündür. Biz böyle yaklaşıyoruz.

Kuşkusuz idamlar mevcut ateşkesi sırat köprüsünden geçirmektedir. Bu böyledir. Şimdi hem ateşkes sürdürülecek hem de PJAK’lılar idam edilecek! Bu durumda PJAK’lılar ne yapacak? Bu yaklaşımları herhalde uzun süre kabul edemez. Bu açıdan ne idamlar doğrudur, ne de sorunları savaşlarla, çatışmalarla çözmek doğrudur. Bu konuda İran'ın yaratıcı biçimde yaklaşması, PJAK’ın da sorunları savaşla değil de görüşmelerle, temel demokratik alanlarda çalışma imkanları bulma ve sorunları müzakereyle çözme daha doğru bir seçenektir.

Bu açıdan Önder Apo'nun da belirttiği gibi İran’la da süren ateşkesler belirli görüşmelerle ilerletilmeli, derinleştirilmeli, tartışmalarla, görüşmelerle, müzakerelerle İran sınırları çerçevesinde Kürt sorununa bir çözüm bulunmalıdır. Eğer İran sağduyulu yaklaşır, kendisine ve tarihine güvenir ve doğru bir çözüm yaklaşımı gösterirse, PJAK da Kürtler de neredeyse 2500 yıldır İran’da birlikte yaşama iradesini güçlü biçimde ortaya koyarsa önümüzdeki dönemde daha pozitif gelişmelerin ortaya çıkacağına inanıyoruz.

‘AVRUPA’DAKİ KÜRT HALKI KÜRTLERİN DÜNYADAKİ AVUKATIDIR’

Avrupa’da yaşayan Kürtler de siyasal açıdan oldukça aktif bir yılı geride bıraktılar. Diasporadaki Kürtler ve onların örgütlülüğü hareketiniz açısından ne ifade ediyor?

Avrupa’da yaşayan Kürtlerin Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinde tarihsel rol oynadıkları açıktır. Önder Apo son savunmasında iki halka özel şükranlarını iletmiştir. Bunlardan biri Rojava halkı, diğeri de Avrupa’daki halkımızdır. Avrupa’daki Kürtler gerçekten de Kürt halkının özgürlük mücadelesinde önemli rol oynamışlardır. Dünyaya kapatılan, dünyaya kapatılarak ezilen, üzerinde kültürel soykırım uygulanan Kürtler bugün Avrupa üzerinden dünyaya açılmışlardır. Bir Avrupalı yazarın dediği gibi, avukatsız Kürtler kavramını Kürtlerin dünyadaki avukatı, sözcüsü olarak Avrupa’daki halkımız önemli roller üstlenmektedirler. Bu açıdan biz de Avrupa’daki halkımıza teşekkür ediyoruz. Onların Özgürlük Mücadelesine kattıkları maddi ve manevi katkılar hiçbir zaman unutulmayacaktır. Amiyane deyimle tarihe altın sayfalarla yazılacaktır. Bunu özellikle belirtmemizde fayda var. En zor dönemlerde oradaki halkımız Önder Apo'ya ve hareketimize sahip çıkmıştır. Halkımızın bütün parçalardaki Özgürlük Mücadelesine sahip çıkmıştır. 1990’lı yıllarda Kuzey Kürdistan'da halkımız üzerinde büyük bir kültürel soykırım, baskı ve zulüm uygulanırken, binlerce köy yakılıp yıkılırken, binlerce faili devlet olan cinayetler işlenirken, on binlerce insan zindanlara doldurulurken Avrupa’daki halkımız Türk devletinin bu soykırımcı politikalarına karşı durmuştur, tepki vermiştir. Kürt halkının öyle sessiz sedasız kültürel soykırımcı sömürgeci politikaya boyun eğemeyeceğinin en güzel örneklerini de Avrupa’daki halkımız göstermiştir.

‘PARİS AYNI ZAMANDA AVRUPA’DAKİ HALKIMIZI CEZALANDIRILMAYDI’

2013 yılına Avrupa’da büyük bir acıyla girdik. Avrupa’da değerli yoldaşımız Sara, yine Kürtlerin Avrupa’daki yüreği, gözü, kalbi, sözcüsü olmaya çalışan Rojbin ve Kürt gençliğinin mücadele azmini, coşkusunu temsil eden Ronahi arkadaşların katledilmesi çok acı olmuştur. Aslında bir yönüyle de Avrupa’daki halkımızı cezalandırmayı ifade etmiştir. Bir taraftan PKK'yi tasfiye etme, PKK'nin kurucusu olduğundan dolayı Sara yoldaş cezalandırılırken, diğer taraftan da Avrupa’daki halkımızın mücadeleye bağlılığı ve desteği Rojbin ve Ronahi arkadaşlar şahsında cezalandırılmak istenmiştir. Biz bu cinayetlerin acısını derinden hissettik. Bilince çıkarıp anlamlandırarak bu şehit yoldaşlarımızın anılarına cevap vereceğimizin sözünü verdik.

Avrupa’daki halkımız da Sara, Rojbîn ve Ronahî arkadaşlara güçlü sahiplenerek bu hareketle kopmaz bir bağ içinde olduğunu ortaya koymuştur. Avrupa’da katledilen yoldaşlarımıza sahip çıkılması, Avrupa’daki halkımızın değerlere, mücadeleye, Önder Apo'ya bağlılığının ne düzeyde olduğunu bir daha dost ve düşman herkese göstermiştir. Bu cinayetlere karşı halkımızın verdiği tepki gerçekten de etkili olmuştur. Nasıl ki uluslararası komplo sırasında halkımızın Önderliğe sahip çıkması karşısında bizzat Amerika Dışişleri Bakanı Madlen Olbright şaşırmış, bu kadarını da beklemiyorduk demişse, Sara, Rojbîn ve Ronahî arkadaşların katledilmesine karşı halkımızın gösterdiği tepki de benzer biçimde dost ve düşmanı şaşırtmıştır. Bu açıdan Avrupa’daki halkımızın kendi tarihsel rollerini ve görevlerini bildiğini ve gereklerini yerine getirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunu bu arkadaşların şehadetlerine güçlü sahip çıkarak göstermişlerdir.

Yine Önder Apo’nun özgürlüğü için nöbet tutmaktadırlar, bu nöbeti sürdürmektedirler. Önderliğin özgürlüğü açısından yürütülen imza kampanyasına da güçlü katılmaktadırlar. Bu yönüyle Önder Apo'nun özgürlüğü, siyasal olarak muhatap alınması konusunda da üzerlerine düşen görevleri yerine getirmektedirler. Yine PKK yasağının kaldırılması konusunda Avrupa’daki halkımızın çalışmaları takdire şayandır. Bütün bu çalışmalarla Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme saldırıları karşısında Avrupa’daki halkımızın nasıl Kürt Özgürlük Hareketi'ne sahipleneceği, bu saldırıları boşa çıkarmak için nasıl her türlü fedakarlığı göstereceğini örgütlülüğüyle, mücadelesiyle ortaya koymuştur.

‘AVRUPA’DAKİ KÜRDİSTANLILAR 2013’TE SÜREKLİ AYAKTAYDI’

Avrupa’daki halkımızın büyük bir kuşatma altında olan Rojava devrimine gösterdiği ilgi de gerçekten tarihsel önemdedir. Büyük bir heyecanla, büyük bir bağlılıkla, büyük bir sevgiyle Rojava devrimine sahip çıkmaktadırlar. Rojava devrimine büyük güç vermektedirler. Rojava devrimine yapılan saldırılar karşısında büyük direnişin gösterilmesinde Avrupa halkımızın maddi ve manevi desteği çok büyük etkide bulunmaktadır. Yine Rojava halkının Avrupa’ya, dünyaya tanıtılmasında da Avrupa’daki halkımızın önemli katkısı bulunmaktadır. Bu yönüyle Avrupa’daki halkımız her yıl olduğu gibi 2013 yılında da üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Hiç oturmamıştır, sürekli ayakta olarak bu mücadeleye güç ve destek vermiştir. Avrupa halkı neredeyse yirmi beş yıldır oturmuyor. Başından beri yılmadan, usanmadan büyük fedakarlıklarla bu mücadelenin yanında yer alıyor. Mücadeleye büyük değer kattığı gibi, mücadeleyi güçlendirdiği gibi, Avrupa’da katılan binden fazla şehidi olduğu gibi, bütün bu çabalarla ödediği bedellere de sahiplenerek anlamlı kılmaya çalışmaktadır. Bu kadar bedel veren bir halk tabii ki bu bedelleri sonuca götürmek isteyecektir. Verdiği bedellerin ortada kalmasına göz yummayacaktır. Bu nedenle şimdiye kadar verdiği desteğin, değerin, mücadelenin bütün parçalarda özgür Kürdistan biçiminde gerçekleşmesi açısından üzerine düşen sorumluluğu bundan sonra da yerine getirecektir.

Avrupa’daki halkımız özgür ve demokratik yaşamdaki ısrarını ve kararlılığını kanıtlamıştır, ispatlamıştır. Bu açıdan çok farklı bir şey belirtmemiz söz konusu değildir. Kesintisiz bu mücadelenin parçası olarak neyin doğru, neyin yanlış olduğunu görmüşlerdir. Bu harekete ne zaman, nerede, nasıl sahiplenmesi gerektiğinin çarpıcı örneklerini vermişlerdir. Bu yönüyle de Avrupa’da kendi halkına ve mücadelesine destek vermenin en önemli örneği haline gelmişlerdir. Tarih, gelecekte Avrupa’daki göçmen halklar içinde en başta da Kürtlerin kendi topraklarına bağlılığını, özgür ve demokratik yaşam için yarattığı örgütlülüğü ve bu temelde geliştirdiği mücadeleyi yazacaktır. Biz buna inanıyoruz.

Avrupa’daki halkımızın örgütlülüğünün bütün parçalardaki mücadeleye destek vermek kadar Avrupa somutunda bütün parçaları birleştiren bir karakteri de vardır. Avrupa’da dört parçadaki halkımız birleşmiştir. Duygu ve düşünceleri ortak hale gelmiştir. Birliği en başta da Avrupa’daki halkımız gerçekleştirmektedir. Oradaki birlik de bütün parçalara yayılmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi bütün parçalardaki özgürlük ve demokrasi bilincini geliştirerek, ulusal birlik bilincini geliştirerek önemli rol oynadığı gibi Avrupa’daki halkımız da bunu somutlaştırarak bütün parçaların birliğinin duygusal ve psikolojik ortamını yaratmada büyük ve önemli roller oynamıştır. Bundan sonra da bu rolleri oynamaya devam edecektir. Bu açıdan Avrupa’daki halkımızı tekrar saygı ve sevgiyle selamlıyor, yeni yılın Avrupa’daki halkımız açısından özgür ve demokratik yaşam getirmesini, özgür ve demokratik Kürdistan'ın gerçekleşeceği bir başarıyı, zaferi ve bayramı yaşamasını diliyorum. Avrupa’daki halkımız ödediği bedeller ve özgürlük mücadelesine verdiği maddi ve manevi destekle özgür ve demokratik bir ülkede özgürce yaşamayı hak etmiştir.

2014 DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN HAMLE YILI OLACAK

2014’ten neler bekliyorsunuz? Kürt halkının siyasal konumu açısından 2014’te ne gibi gelişmeler yaşanabilir? Hareket olarak hedefleriniz nelerdir?

Kürt Özgürlük Hareketi açısından 2014 yılı kırk yıllık mücadelenin, özellikle de son birkaç yıllık mücadelenin yarattığı gelişmeler tarafından şekillenecektir. 2013’te silahlı çatışmalar yaşanmadı, ancak özgürlük mücadelemizin en büyük kazanımlarından büyük bir kısmı da 2013’te gerçekleşti. Önder Apo'nun demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesi Türkiye'de Kürt sorununun demokratik siyasal yollarla çözülmesi gerektiği eğilimini güçlendirdi. Tüm anketler ve değerlendirmeler Türkiye halkının ve demokrasi güçlerinin Kürt sorununun çözümünü istediğini ortaya koymuştur. Belki 2013 yılında Önder Apo'nun demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesi için sunduğu manifestonun öngördüğü hedeflere tam ulaşamamıştır, ama 2014’te daha büyük sonuçlar almasının, mücadeleyi daha güçlü yürütmenin imkanları 2013 yılında ortaya çıkmıştır.

2013 yılında Rojava devriminin gerçekleşmesi, ulusal kongre çalışmaları, Avrupa’daki halkımızın mücadelesi ve Kürt Özgürlük Hareketi olarak yaptığımız kongre, konferans ve toplantılar 2014’ün daha güçlü geçmesi açısından önemli bir zemin olmuştur.

Kürt halkının, Kürt Özgürlük Hareketi'nin siyasal konumu 2014’te önemli roller oynayacaktır. Türkiye siyasetinde Önder Apo'nun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin rolü belirleyici olacaktır. AKP ister adım atsın, isterse atmasın 2014’te kesinlikle demokrasi ve özgürlük mücadelesinde önemli gelişmeler yaşanacak, bunda da Kürt Özgürlük Hareketi'nin rolü çok önemli etkide bulunacaktır. AKP hükümetinin içine düştüğü durum ortadadır. Eğer mevcut durumda içine düştüğü durumun demokratikleşme adımı atmaması ve Kürt sorununu çözememesinden kaynaklandığını görüp kısa sürede radikal adımlar atmadığı takdirde Kürt Özgürlük Hareketi, Türkiye'nin demokrasi güçleriyle birlikte kesinlikle Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde bir hamle yapacaktır.

Eğer hegemonik devlet anlayışı dağılmış, yeni hegemonik devlet anlayışı da toplum tarafından kabul görmediği için dağılmayla karşı karşıya kalmışsa, bu durumda Türkiye'nin tek seçeneği vardır: bu da hegemonya peşinde koşmayan, tüm farklılıkları demokratikleşme içinde varlığını, kimliğini, kendi kendini yönetmesini kabul eden, her türlü hegemonik anlayışın önünü tıkayan bir demokratik hamle yapmaktır. Çünkü yeni bir hegemonik devlet oluşturmak artık Türkiye halkının ve Kürt halkının kabul edebileceği bir durum değildir. O açıdan 2014 yılı esas olarak da demokrasi güçlerinin özgürlük ve demokrasi mücadelesinde hamle yaptığı bir yıl olacaktır.

2014’TE TOPLUM SİYASETE EL KOYACAK

Türkiye halkı görmüştür ki, demokratik karakteri olmayan, Türkiye'yi demokratikleştirmeyen güçler her türlü kirli işlere girebiliyorlar. Yolsuzluk da, rüşvet de, soygun düzeni de demokratikleşmenin olmadığı ülkelerde gerçekleşmektedir. Demokratikleşmenin olduğu ülkelerde toplumun denetimi en üst düzeydedir. Toplumun denetiminin dışına çıkmak mümkün değildir. Bu açıdan da 2014’te toplum bir nevi Türkiye siyasetine el koyacaktır. Gezi olayları sırasında ortaya çıkan demokratikleşme ve demokrasi ihtiyacı 2014’te daha da yükselecektir. Türkiye halkının da onlarca yıldır yürüttüğü demokrasi ve Özgürlük Mücadelesi vardır. Verdiği bedeller vardır. Bu açıdan 2014 yılı Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından önemli bir yıl olacaktır. Bu konuda mücadele eden ve adım atanlar siyaset sahnesinde etkili olacaklar. Bu konuda adım atamayanlar ve mücadele etmeyenler de siyasal mücadele sahnesinde etkisizleşeceklerdir.

AKP, Önderliğin başlattığı süreç açısından “bu süreci bozan altında kalır” diyordu. “Halk bu süreci destekliyor” diyordu. Doğrudur, Türkiye halkı da Kürt halkı da çözüm istiyor. Bu nedenle Önder Apo’nun başlattığı hamleyi heyecanla karşıladı. Kuşkusuz Türkiye halkı ve Kürt halkı bu sorun çözüme kavuşturulsun, Türkiye demokratikleştirilsin diye bu sürece destek verdi. Yoksa oyalama yapılsın, Kürt sorunu çözümsüz bırakılsın ve çatışma etkenleri ortada bırakılsın diye bu süreci desteklemedi; sorun çözülsün diye destekledi. Bu açıdan kim bu sorunun çözümü konusunda Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda adım atmazsa tabii ki altında kalacaktır. Zaten şu anda AKP'nin altında kaldığı görülmektedir. Eğer AKP gerçekten Önder Apo'nun başlattığı sürece doğru anlam verseydi, karşılık verseydi şu anda bu duruma düşmezdi. Çözüm yönünde adım atmadığı için, bu süreci çarçur ettiği için Türkiye'nin sorunlarına çözüm bulmayan, böylelikle toplumun desteğini kazanamayan AKP şu anda sıkışmış durumdadır. Kendisinin deyimiyle bu süreci doğru değerlendirememesinin altında kalmıştır. Eğer Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde adım atsaydı sadece Türkiye'nin demokratikleşme sorunu çözülmez, aynı zamanda kendi çevresinde yolsuzluğa bulaşanlar artık bu işleri yapamaz duruma gelirlerdi.

DEMOKRATİKLEŞME DEMEK YOLSUZLUĞUN ÇANINA OT TIKAMAK DEMEK

Çünkü demokratikleşme demek, yolsuzlukların çanına ot tıkamak demektir. Ama Türkiye'de yolsuzluk yapan da, soygun yapan da demokratikleşme olmayan ortamdan yararlanmaktadır. Demokratikleşmenin ve Kürt sorununun çözülmediği ortamda özellikle de hükümetlerin politikalarını destekleyenler rahatlıkla yolsuzluk yapma hakkını kendinde görmektedirler. Nasıl ki 1990’lı yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı kirli savaşı destekleyenler bu tür işlerle uğraşmışlarsa, bugün de AKP hükümetine destek verme karşılığında her türlü yolsuzluk ve soygunu yapmaktadırlar.

Kuşkusuz biz hareket olarak Kürt sorununun demokratikleşme ve siyasal yollardan çözülmesini istiyoruz. Bu konuda bir çatışmasızlık da ortaya çıkmıştır. Bu çatışmasızlık herkesin gerçek yüzünü de açığa çıkarmıştır. Bunu da böyle belirtmek gerekiyor. Kim gerçekten sorunu çözmek istiyor, kim çözmek istemiyor, kim demokrasiden yana, kim demokrasiden yana değil konuları bu çatışmasızlık ortamında netleşmiştir. AKP'nin de, fetullahçıların da, CHP’nin de, dış güçlerin de ne kadar demokratikleşme isteyip istemedikleri anlaşılmıştır.

‘ÖNDER APO’YU BAŞ MÜZAKERECİ OLARAK KABUL ETMELİDİRLER’

Yakın bir zamanda ya Kürt sorunu demokratik siyasal yollarla çözülür, Önder Apo'nun Kürtlerin baş müzakerecisi olacak biçimde koşulları düzeltilir, demokratik siyasal çözümde rol oynaması ve bu temelde demokratik siyasal yollarla Kürt sorununun çözümünün önü açılır ve bunun için Önder Apo'nun başlattığı süreç yasal bir güvenceye, yasal zemine kavuşturulur ya da Kürt sorununun çözümü açısından adım atılmayarak mevcut çatışmasızlık ortamı anlamsız hale getirilir. Eğer hareketimizin yarattığı çatışmasızlık ve bunun ortaya çıkardığı siyasal ortam değerlendirilmezse, çatışmasızlığı sürdürmek zordur. Kürt halkı da zaten AKP hükümetini bekleyemez. AKP'nin Kürt sorununda çözüm politikası üretmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle önümüzdeki süreçte kendi siyasal, sosyal, ekonomik kültürel sistemini kendisi kurumlaştıracaktır. Kendi özgürlükçü demokratik sistemini kendi inşa edecektir. Tabii buna karşı bir müdahale olur ya da geçmişteki KCK operasyonları gibi Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamını inşa etmesine yönelik saldırılar gerçekleştirilirse Kürt Özgürlük Hareketi de bunun karşısında özgür ve demokratik yaşamını inşa çalışmalarını meşru savunma ve serhıldan gücüyle savunacaktır.

Biz Türkiye'de demokratikleşmenin de, Kürt sorununun çözülmesinin de koşullarının elverişli olduğunu düşünüyoruz. Bu açıdan Kürt sorununun çözümünü ve Önder Apo’nun özgürleşmesini artık engellemek mümkün değildir. Kuşkusuz Önder Apo’nun özgürlüğüyle Kürt sorununun çözümü iç içe gerçekleşecektir. Önder Apo'ya yaklaşım değişmeden bir çözüm süreci gelişemeyeceği gibi, Önder Apo'nun özgürleşmesini içermeyen hiçbir çözüm de çözüm olamaz. Daha doğrusu Önder Apo'nun özgürlüğünü kabul etmeyen bir sistemin Kürt sorununun çözümünü de kabul etmediği anlamına gelir. Çünkü bir halkın Önderi esaret altında tutularak o halkın sorunları çözülemez. O açıdan 2014 yılında Önder Apo'nun özgürlüğüne daha da yakınlaşılacaktır. Türkiye artık yeni bir hegemon devlet kuramayacağına göre, Türkiye toplumu bunu kabul etmeyeceğine göre, o zaman Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde Önder Apo'yu baş müzakereci olarak kabul etmek ve Kürt sorununun çözümünde kısa sürede radikal adımlar atmak zorundadırlar. Bu da Önder Apo'nun özgürlüğü açısından önemli bir adım atmak anlamına gelecektir.

Kürt Özgürlük Hareketi başarıyı, zaferi elde etmek için her türlü imkana sahiptir. Halkımızın mücadele gücü vardır. Özgürlük Hareketi'nin siyasal tecrübesi vardır. İdeolojik yaklaşımı, paradigması ve yeni demokratik toplum projesi toplum tarafından desteklenecek, sahiplenilecek karaktere sahiptir. Bu açıdan 2014’te bütün bu imkanlar doğru değerlendirilerek Özgürlük Mücadelesi ya Türkiye devletiyle belirli bir uzlaşma temelinde, daha doğrusu Türkiye'nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununu çözüme kavuşturacaktır ya da demokratik topluma dayalı kendi özgür ve demokratik yaşam sistemini kurarak kendi kendini yönetebilecek özgür yaşam gerçeğini somutlaştıracaktır.  / anf

Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2013, 17:24
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER