Devlet tarafından katledilen ve kaybedilenlerin hesabı soruldu

Amed, Cizre, Yüksekova, Batman, Ankara ve İzmir'de 'faili meçhul' cinayete uğrayan ve devlet tarafından kaybedilenlerin hesabı soruldu.

Devlet tarafından katledilen ve kaybedilenlerin hesabı soruldu
Amed, Cizre, Yüksekova, Batman, Ankara ve İzmir'de 'faili meçhul' cinayete uğrayan ve devlet tarafından kaybedilenlerin hesabı soruldu. Eylemlerde zamanaşımı uygulamasına tepki gösterilirken, AKP hükümetinin yıllardır, '90'lı yıllarda yaşanan olayları aydınlatmak için rol üstlenmediği belirtildi.


AMED

İHD ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemlerinin 314’üncüsü Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Eyleme İHD Amed Şubesi yönetici ve üyeleri, Mezopotamya'da Yakınlarını Kaybedenler Derneği (MEYA-DER) yöneticileri, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Dayanışma Derneği (Diyar TUHAD-DER) yöneticileri, Barış Anneleri Meclisi üyeleri, insan hakları aktivistleri ile kayıp yakınları katıldı.

Eylemde, 1994 yılında Hakkari'nin Yüksekova ilçesinin Karlı köyüne baskın düzenleyen askerler tarafından gözaltına alınan ve 21 yıldır kendisinden bir daha haber alınamayan Mikdat Özeken’in akıbeti soruldu.

İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Amed Şube Başkanı Raci Bilici, tüm ‘faili meçhul’ cinayetlerin ve kayıp olaylarının devlet arşivlerinde kayıtlı olduğunu ancak hükümetlerin arşivleri açıp olayları aydınlatmadıkları gibi, failleri yargı yoluyla koruyarak cezasızlık politikasını hayata geçirdiklerini belirtti. Bilici, yargının hükümetten bağımsız olmadığına dikkat çekerek, "Yirmi yıl önce diri diri yakanlara, diri diri gömenlere, yirmi yıl geçtikten sonra 'serbestsiniz, helal olsun size' diyeceksiniz. Böyle olmaz. Kürdistan’da ve diğer her yerde bu uygulamalarınızı lanetleyeceğiz" dedi.

'KOMPLOYU LANETLİYORUZ'

Bilici, konuşmasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik Uluslararası Komplo'ya da değinerek, "Bizler için, Kürtler için kabul edilemeyecek bir şeydir. Komployu ve bu komployu gerçekleştiren uluslararası güçleri lanetliyoruz. Çünkü barışa el uzattılar, çünkü Kürtlerin haklı taleplerini bastırmaya çalıştılar. Kürtlerin önderi şahsında bu komplonun içersine girdiler. Ama beceremediler. Çünkü Kürtler kendi önderlerinin arkasında durdular” diye konuştu.

MİKDAT ÖZEKEN'İN HİKAYESİ

İHD Amed Şubesi Kayıplar ve Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Üyesi Nigar Kocaman, Mikdat Özeken’in hikayesini anlattı. Kocaman, Özeken’in kardeşi İrfan Özeken'in olaya ilişkin şu beyanlarını aktardı:

"27 Eylül 1994 tarihinde Yüksekova Tabur Komutanı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki askerler, Karlı köyüne baskın yaptılar. Baskına Kahraman Bilgiç isimli bir itirafçıyı da katılır. Bu baskın sırasında Yüksekova’dan köye kışlık odun toplamaya giden kardeşim Miktad ve Münir Sarıtaş’ı da yanlarına alırlar. Baskında tüm köylüleri köy meydanında toplarlar. Tabur komutanı köylülere, ‘köyde kimin arabası var’ diye seslenir. 75 yaşlarında Abdulkerim Yurtseven ‘benim Arabam var’ der. Bunun üzerine ‘arabanla PKK’lilere gıda taşıyorsun’ şeklinde itham edilen Yurtseven, askerler tarafından işkenceye maruz kalır. İşkence sırasında Yurtseven’i, köydeki dereye sokup çıkarıyorlardı. Uygulanan ağır işkence nedeniyle kaburga kemikleri ve sırt omurga kemiği kırılmıştı, askerler köyden ayrıldıklarında Abdulkerim Yurtseveri askeri naracın arkasına attılar. Kardeşim Mikdat ve Münir Sarıtaş’ı yanlarına alıp Yüksekova Tabur Komutanlığına götürüyorlar. Abdulkerim Yurtseven yolda yaşamını yitiriyor. Kardeşim ve arkadaşı bu olaya tanık oldukları için konuşmamaları için ağır işkence yapılıyor ve serbest kalmaları durumunda olayı anlatırlar düşüncesiyle taburda infaz ediyorlar.

Annem Tabur Komutanlığı’na giderek, kardeşimi sordu. Anneme, ‘oğlunu Hakkari Tugay Komutanlığına gönderdik’ dediler. Annem, Hakkari Tugay Komutanlığına gitti. 10 gün boyunca komutanlığa giden annemin, vazgeçmediğini görünce ‘Oğlun Yüksekova Tabur komutanlığında’ dediler. Annem tekrar Yüksekova Tabur Komutanlığına gitti. Tabur Komutanı M.Emin Yurdakul anneme ‘Oğlunu bu kazanda yakarak öldürdüm. Bir daha gelirsen aynı kazanda seni de yakacağım’ diyerek tehdit etti. Annem bunun üzerine,  Yüksekova Cumhuriyet Savcısı’nın yanına gitti ve durumu anlattı. Savcı, M.Emin Yurdakulu telefonla arayarak, ‘hangi hak ve yetkiye dayanarak bu insanları bu muameleye tabi tutuyorsun’ der. Tabur Komutanı ise, ‘sıra sende, senin de suyunu ısıtmışım’ der. Bu olaydan bir gün sonra Yüksekova’ya bir heyet geldi. Savcı, o heyetle gittikten sonra geri gelmedi ve tayin oldu.

Daha sonra itirafçı Kahraman Bilgiç, bizden 10 bin Mark karşılığında kardeşimi bize teslim edeceğini söyledi. Parayı temin edip kendisine verdik. Bu parayı verdikten sonra Yüksekova’dan ayrıldı. Davacı olduk. En son  davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdık. AHİM, Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etti.

Daha sonra Diyarbakır Cezaevinde yatan itirafçı Kahraman Bilgiç ile görüştük. Kardeşimi öldürdüklerini itiraf etti. Gömüldüğü yeri söyleyeceğini söyleyeceğini, ancak bizden yine para talebinde bulununca amacının tekrar bizden para koparmak olduğunu anladık ve parayı vermedik.”

CİZRE

Şırnak'ın Cizre ilçesinde, Dayikên Şemiyê'nin (Cumartesi Anneleri) her hafta yakınları için yaptıkları oturma eylemi 321'inci haftasında Sanat Sokağı'nda devam etti. MEYA-DER, KURDÎ-DER, İHD ve 'KCK' davasından tutuklanarak önceki gün tahliye edilen 23 kişinin de katılarak destek verdiği eylemde kaybedilenlerin fotoğrafları ve "Şehitler albümü" taşındı.

Eylemde, 1993 yılında Mardin'in Midyat ilçesinden İdil (Hezex) ilçesine giderken kişi veya kişilerce kaçırılarak kaybedilen M. Nezir Duman'ın akıbeti soruldu.

Ağabey Yusuf Duman, söz konusu dönemde JİTEM elemanları tarafından kaybedilme olaylarının yoğunlaştığına dikkat çekerek, kardeşinin JİTEM tarafından kaçırıldığını ifade etti.

Duman, "Hiç olmazsa kardeşimin kemikleri dahi olsa bize versinler ki, mezarında bir dua okuyalım" diyerek, failler bulunana kadar mücadelelerinin süreceğini belirtti.

YÜKSEKOVA

Hakkari'nin Yüksekova ilçesinde İHD ve kayıp yakınları, "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" talebiyle 46'ncı haftada Sanat Sokağı'nda bir araya geldi.

İHD Yüksekova Temsilcisi Muhyettin Ünal, İran'da idam edilmesi gündemde olan Kürt genci Saman Naseem'i hatırlatarak, duyarlılık çağrısında bulundu.

İHD Yüksekova yöneticilerinden Tayyup Canan ise zamanaşımı uygulamasına dikkat çekerek, "Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerinin yargılanması sistem tarafından engellenir. Bu nedenle gözaltında kaybetme dahil, ağır insan hakları ihlallerine neden olan suçlarda, etkin soruşturma yürütülmeyerek, zaman aşımı devreye sokularak süreç cezasızlık ile sonlandırılmaktadır" dedi. Ciddi bir araştırma, etkin bir soruşturma yapmayan savcıların, soruşturmaları 'zamanaşımına uğramıştır' diyerek evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatmak istediklerini belirten Canan, "Devlet bize 'zamanınız doldu, kaybettiklerimi unutun' diyor. Kayıpları unutmayacağız, adalet ve hakikat talebimizden vazgeçmeyeceğiz" dedi.

RIDVAN KARAKOÇ'UN KATLEDİLMESİ

Canan, 1995 yılında İstanbul'da katledilen Rıdvan Karakoç'un hikayesini şöyle anlattı:

"Kürt siyasi partilerinde çalışmalar yürüten, Mezopotamya Kültür Merkezi'nin kuruluş çalışmalarında yer alan 34 yaşındaki Rıdvan Karakoç bu faaliyetleri nedeniyle polisin hedefindeydi. Polisler Karakoç ailesinin evini ablukaya aldı. Defalarca eve baskın düzenledi. Her seferinde aileyi ağır küfür ve hakaretler eşliğinde 'Rıdvan'ı bize getirin, eğer getirmezseniz gördüğümüz yerde öldürürüz' diye tehdit etti. Ailesi ile düzenli bir biçimde haberleşen Rıdvan İHD avukatlarından Eren Keskin'e de posta ile vekalet gönderdi. Rıdvan'ın ailesi ve avukat Keskin ile haberleşmesi 15 Şubat 1995 tarihine kadar sürdü. 15 Şubat'tan sonra Rıdvan'la bağlantı kesildi. Ev baskınları son buldu, evdeki polis ablukası kalktı. Karakoç ailesi, tüm mercilere başvuru yaptı, ancak sonuç alamadı. Gözaltına alındığı inkar edilen Rıdvan için devletin tüm kurumları 'Bizde yok' cevabı verdi. 3 ay sonra Adli Tıp'ta oğulları Hasan'ı arayan Ocak ailesi tesadüfen Rıdvan'ın fotoğrafını gördü. Böylece Rıdvan Karakoç'un işkence ile öldürülmüş bedeninin, savcılık dahil tüm resmi kurumlardan geçtiği, Adli Tıp Kurumu'nda bekletildikten sonra gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı'na defnedildiği gerçeği açığa çıktı. Karakoç'u gözaltına alanlar, sorgulayanlar bilinmesine rağmen hukuk işletilmedi, tanıklar dinlenmedi, failler korundu.20 yılda soruşturma davaya dönüşmedi. Beykoz Savcılığı 'nın 1995/805 esas sayılı soruşturma dosyasında rutin yazışmalar dışında hiçbir işlem yapılmadı. Şimdi de soruşturma zamanaşımı gerekçesi ile kapanma tehdidi altında. 13 Şubat 2015 tarihinde aile tekrar bir suç duyurusunda bulundu."

BATMAN

Batman'da Yılmaz Güney Parkı önünde 314'üncü kez bir araya gelen kayıp yakınları ve İHD Şube üyeleri, "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" pankartı açarak eylem düzenledi. Kaybedilen kişilerin fotoğraflarının taşındığı eylemde konuşan İHD Şube Başkanı Mehmet Bağatır, kayıpların hesabı sorulana kadar alanlarda olacaklarını belirtti.

Bağatır, AKP hükümetinin 'İç Güvenlik Paketi'ne de tepki göstererek, söz konusu paketle yeni katliamlara hazırlık yapıldığı uyarısında bulundu.

ANKARA

Ankara Barış Anneleri Meclisi, Cumartesi Anneleri'nin her hafta düzenlediği eyleme destek amacıyla Ankara'da oturma eylemi düzenledi.

Sakarca Caddesi'nde bir araya gelen Barış Anneleri Meclisi üyeleri, "Failler belli, kayıplar nerede? Zaman aşımını tanımıyoruz", "Zaman aşımınız belleğimizin ve bilincimizin diriliğine yenilecek" yazılı pankart açarken, kayıpların fotoğraflarıyla birlikte kırmızı karanfiller taşıdı.

Barış Anneleri İnisiyatifi adına açıklama yapan Elif Torun Öneren, Türkiye'nin yakın tarihini 'faili meçhuller ve toplu katliamlar tarihi' olarak tarif etti. Onlarca yıl yaşanan ağır hak ihlalleriyle ilgili şimdiye kadar somut hiçbir adımın atılmadığına, açılan soruşturma davalarında da hiçbir gelişmenin sağlanmadığına işaret eden Öneren, "Türkiye'de kayıp yakınlarının mücadelesinde sembol olmuş pek çok zorla kaybedilme davası, zamanaşımı tehlikesi altındadır" dedi.

Anneler, oturma eyleminin ardından "Kayıplarımızı istiyoruz", "Cezasızlığa son, adalet istiyoruz" sloganlarını attı.

İZMİR

İzmir'de de İHD'liler Konak Eski Sümerbank önünde bir araya geldi. TAYD-DER İzmir Şube eş başkanları Musa Karbadağ ve Neriman Birlikler'in yanı sıra çok sayıda kişinin de katıldığı eylemde, tahliye edildikten sonra yaşamını yitiren hasta tutsak Abdulsamet Çelik'in fotoğrafları taşındı. "Hasta mahpuslar derhal serbest bırakılsın" pankartının da taşındığı eylemde konuşan İHD Ege Bölge Temsilcisi Ali Aydın, son bir yıl içerisinde 40'a yakın hasta tutsağın cezaevinde yaşamını yitirdiğini hatırlattı. 2006 yılında cezaevi koşulları nedeniyle kan kanserine yakalanan Abdülsamet Çelik'in bütün tahliye taleplerinin reddedildiğine dikkat çeken Aydın, "Devlet hasta tutsakları cezaevlerinde ölüme gönderiyor. Bizler ve hasta mahpuslar kimseden af dilemiyoruz. Hasta tutsaklar iyileşinceye kadar infazının ertelenmesini hapis cezasının fiilen idam cezasına dönüşmemesini istiyoruz. Cezaevleri ölüm evleri olmasın" dedi.

Güncelleme Tarihi: 14 Şubat 2015, 17:56
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER